Bir gün öleceksek neden yaşıyoruz insanlığın var olma amacı nedir?

İyi akşamlar.
Bu grupta yeniyim ve ilk defa soru sormak istiyorum.

-Eğer bir gün öleceksek neden yaşıyoruz? İnsanlığın var olma amacı nedir?

Not=Lütfen fazla "din"e girmeden düşüncelerinizi yazınız. Ateist değilim.

A
0 kişi takip ediyor.
Misafir olarak yayınla
47
47 CEVAP

takılmam şu ki kardeşim... O neden cep telefonunu şarj ediyor o ki bitecek... Bana söylesin ... Ben de ona cevap vereyim:))

B

Aslında yukarıda verdiğin cevaba benzer bir sonuca varmış o da.. Hiçlik diyor.. Birgün hiç olmamış gibi olmak hali.. Senin genel kütleye dahil olmak dedigin şey gibi.. Aslında siz onunla iyi dost olabilirsiniz bence

Bülent Bursa 6 yıl

Aziz dostum, edebiyatta/sanatta/felsefede ölüm güzellemelerini veya intihar özendirmelerini pek yararlı ve iyiniyetli bulmuyorum aslında... Gerekçelerimi önceki mesajlarımda yazmaya çalıştım. O yüzden tekrar etmem de yersiz olur. Ancak hiçlik konusuna eğilirsek şayet- bu bilimsel olarak zaten olanaklı bulunmuyor. Bilim ve fizik dünyasında kanıtlandı bu... Bir şey vardan yok, yoktan var olmuyor... Evrende sürekli bir enerjisel form değişikliği var ve evrenin toplam enerjisi de sabit ve değişmiyor. E=m. C2... O yüzden felsefi veya edebi anlamlarında HİÇLİK TEORİLERİ artık sönmüş teorilerdir diye düşünmekteyim... Ama e işte ilgi çekiyor... Hele ki ergen yaşlarda ... Bunlar da yazılıp duruyor yani bilim dışında... Derseniz ki "edebiyat kurgudur gerçek olmak zorunda değildir"... Ben de gerçek olmayan veya işlevsel olmayan eserleri pek yararlı bulmuyorum aslında... Yani temanın ayakları biraz yere basmalı.. 500 sayfa okunması az bir şey değil.. İnsanın 30 gününü ve 30 TL sini alır.. Bunun karşılığı; doyurucu, hayatta işe yarayacak, bilimsel sağlıklı görüşler kazandırmalıdır derim. Yoksa: Aklı bir karış havada, sırf duygu yüklü, gerçeklerden kopuk, pür romantik veya sürrealist gençlerle bir ülke zor ileri gider. Öyle bir topluma refah ve huzur zor gelir düşüncesindeyim. Kalkınamayan toplumlarda da kuru edebiyat kimseye yarar sağlamaz. Yani edebiyat-şiir-hikaye-roman gibi eserler topluma da bir parça yarar sağlamalıdır düşüncesindeyim. Yoksa 1000 sayfa madam bilmem kimin kızının aşk triplerini okuyup duralım kime ne yarar??? Yani bizim gibi ülkelere duygu yüklü değil, kafası çalışan bilimsel görüşlü insanlar daha çok lazımdır düşüncesindeyim. Bu da sadece roman-şiir-hikaye ve öykü ile olmaz kanaatindeyim. Şu sayfada okunan örnek verilen önerilen kitaplara bakıyorum. İçlerinde inci tanesi niyetine bir tane bilimsel görüşlü / inceleme / araştırma kitabı örneği göremedim. Üniversitelere bak %95 ı sözel (lak lak) %5 fen bilimleri.. Sonrada ATATÜRKÇÜYÜZ?? Ne diyordu ATATÜRK "Hayatta TEK YOL GÖSTERİCİ BİLİMDİR FENDİR".

Bülent Erbilen 6 yıl

sözlerinize katılmakla beraber konu edilen konunun herkesin zihnini az çok kemiren varoluşsal kaygılar olduğunun altını çizmek isterim ve hayatımızı aydinlatan bilimsel keşifler bu anlamda içimizdeki karanlığa ışık olamıyor. Şöyle ki, enerjinin yokedilemezliği veya varedilemezliği, her ne saglamm bulgu olursa olsun, gözlemlenen yaşam döngüsü bizde varolan enerjisel potansiyel her ne lanet farklı formda varolmaya devam ederse etsin, el emegi göz nuru ile, sürekli varoluşarak kendimizde varettiğimiz, temelinde onlarca deneyim olan şahsiyetimiz, benlik inşamız, düşlerimizle, düşüncelerimizle, kimlik arayışlarımızla kendimiz belki edebiyatta varolmaya devam edebilir ama işlevselliğini kaybeden yaşam organizmamızın çözülüşüyle bir daha sonsuz düzlemde varolmayacak silik bir nokta gibi akışla beraber yok olup gidecek.. İşte ıstırap vern bu.. Pozitif yada bilmem ne bilimler neler neler üretirse üretsin, ortada insan doğasının hep varolmak ve kendini ölümün ötesine taşımak isteyen güçlü dürtüsü var.. Henüz ölümün ötesine dokunan yok. Bilim, malumunuz bugünle ilgilidir ve elle tutulanı, gözlemlenebileni konu edinir, niiçinle ilgilenmez, nasılla ilgilenir, ama insan bilimin hayalinin ötesine uzanmak ister, çünkü anlık olmak onu tatmin etmez, içsel boşluk sonsuz zaman düzlemine yayabileceği bir varoluşla elde edebileceği bir mutlulukla dodurulabilir, ki bu imkansız. Nihayetinde insandaki üzerini örttüğü varoluşsal kaygılar hep varolacagı gibi, edebiyat sayfalarındada insan ve yaşama dair konular hiç eksik olmayacaktır. Bu, yaşamı yadsımak ve önemsizleştirmek, bilimi tukaka etmek olarak değerlendirilmesin ama herşey hali hazırda bilinebilirleşmiş değildir, alan geniş, hep bilinemeyen birşeyler varolacaktır.. Bilim kilisesi ve peygamberlerinin cevap bulduğu sorular bulamadıkları yanında bir hayli azdır. Saygılar..

Bülent Bursa 6 yıl

Aziz Adaşım! Yazılarınızda ki zenginlikten anlayabildiğim kadarıyla dolu bir insansınız, dolu insanlarla yazışabilmek de bu mecraların en güzel tarafı ki helal olsun bilime bize böyle olanaklar sundu. Bilgisayar ve net başında; sözel sebeplerden dolayı değil sayısal sebeplerden dolayı üretilmiş bir makine ile yazışabiliyoruz yani... Son yanıtınızın bel kemiği gördüğüm cümlelerini kopyalarsam: "İşte ıstırap veren bu... Pozitif yada bilmem ne bilimler neler neler üretirse üretsin, ortada insan doğasının hep var olmak ve kendini ölümün ötesine taşımak isteyen güçlü dürtüsü var.. Henüz ölümün ötesine dokunan yok." .İşte bu cümleleriniz bir önce ki yanıtımda anlatmaya çalıştıklarımı açıklamama yardımcı olacak hareket noktalarımdır artık. Şöyle ki; evet, insanın var olduğundan beri cevap aradığı ızdırap veren ve çözümü için uğraştığı ana sorunu ölümdür. Yani ölümsüzlük insanın var oluş konularında ki nihai zaferi olacaktır. Seçtiğim cümlelerinizden katılmadığım ise "Pozitif yada bilmem ne bilimler neler neler üretirse üretsin" kısmı... İşte burada sizden ayrılıyorum. Çünkü dile getirdiğiniz: Bu ortak ızdırapın çözümü onbinlerce yıldır yazılan; temcit pilavı gibi kendini tekrar eden; roman-şiir-hikaye-öykülerde değil sadece bilimde yatıyor. Elbette anlıyorum ki bilime karşı olmak gibi bir amacınız yoktur, ancak "Pozitif yada bilmem ne bilimler neler neler üretirse üretsin" dediğinizde bilimi bu ortak ızdırabın yegane çaresi görmediğinizi veya göremediğinizi anlıyorum. İşte konu böyle değil... Dert / tasa / ortak ızdırap şayet "ölüm ise", bilim artık bunu bir "nihai son olarak değil" de bilakis "bir hastalık" olarak görmektedir. Ruslar hapı üzerinde çalışıyorlar. Rus devlet başklanı "denemelerde son 2 yılımız" dedi.. Fransız - Almanlar başka bir kulvarda çalışıyorlar, Japon ve Amerikalılar kök hücreyi deniyorlar. İngilizler kopyalama / klonlama üzerinde yoğunlaştılar. Yani bugün henüz açıklanmasa da Rusların insan klonladığı da tahmin ediliyor. Ve artık insan beyninden bir makineye veri aktarımı gerçekleşiyor. Engelli insanlara takılan robotik kollar ve ayaklar çalıştırılabiliyor. Şimdi sırada makineden insana ters veri aktarımı var. Yakın bir gelecekte; zihinler-hayaller-anılar-düşler-geçmiş öğrenilmişlikler vs topluca cd lere aktarılabilecek, insan bedeni klonlama işi de ortaya serilince; eskimiş bedenler, ya kendi iliğinden veya herhangi bir hücresinden klonlanıp yenilenecek. Yeni sıfır beynede cd den eski kayıtlar atılınca, alın size ölümsüzlük! 80 yaşında eskimiş beden biyolojik atık çöpüne giderken, 0-16 yaş arasında diyelim o insandan önceden klonlanmış ve hazır edilmiş yeni genç Einstein' lar uyanabilecek... http://her-an.org/2013/05/2045-inisyatifinin-olumsuzluk-projesi/ 2045 e kadar bu işlerin tamamlanması öngörülüyor. Belki daha erken. 1873' te AKDENİZ dibinde "ölümsüz canlı bulundu" (bir tür deniz anası). Şimdi uğraşılan; bu canlıda ki ölümsüzlük geni insana bir aşı yoluyla nasıl aktarılabilir? Bilim okumayıp, sürekli; cukkalı şiirler-oturttmalı aforizmalar-aşk/meşk/cinayet/katliam vs okuduğumuzdan, bizim "ölümsüzlüğün olanaklı olduğunun bulunduğundan" 144 yıldır haberimiz bile yok belki! Artık biyonik gözler görüyor, biyonik kulaklar duyuyor, diyabet ve benzeri genetik bir sürü hastalık GENOMA müdahale ile çözüldüler. Diyabet ameliyatla tedavi ediliyor. Anne rahmine gerek kalmadan 3-5 aya bir kuzu doğacak. İngilterede ilk klon koyun doly yaşlanıp babaanne oldu bile... Suni ortamda (cam tüp içinde) döllenme işi zaten çözülmüş, artık "eskimiş bir bilimsel gelişme".. Tüp bebekler her yerde peynir ekmek gibi çoğaldı:)) Kanıksandı bile artık! Demode bir gelişme sayılıyor artık ampül gibi:)). Dünya dışı yaşam alanları deneniyor. 1 Yıla Mars ta yaşam başlatılacak. Milyarlaca ışık yılı ötelerden ilk sesler kaydedildi. 15-20 yıla kuzenlere yatıya gelecekler:)) Çinliler kuantum ışınlamanın ilk başarılı deneyini yaptılar. 10 yıla insan bile ışınlanacak belki. Veya biz de kuzenlere bayrama yatıya gideceğiz:)) Gözle görülemeyen atomlar parçalanıp tüm evreni yok edecek termonükleer enerji kaynakları bulundu. Şuan CERN de atom altı parçacıklar parçalanırsa daha içinden ne çıkacak diye inceleniyor. Yani sözümün özeti: İşte bunlar %95 i lak lak (sözel) branşlardaki üniversiteler veya %95 i edebiyat-öykü-hikaye-şiir vb lak lak toplumlarınca keşfedilmediler. Bunlar %95 i fen bölümlü toplumlarca; edebiyat-öykü-hikaye-şiir okuduğu kadar, en az bir o kadar da bilimsel kitapları tüketen / bilimsel gelişmelere meraklı / bilimsel adamlarını en azından kitaplarını tüketerek destekleyen / onurlandıran toplumlarca bulunuyorlar. Yani mesele; "ölüm ızdırabı veya ölüm ötesine dokunmak ve bu varoluşsal ızdıraptan kurtulmaksa" bunun çaresi yine sadece bilimde. Yoksa 10.000 yıldır yazılan: Mesneviler-lirik destanlar-en cukkalı şiirler- en derinnnn "dünya klasiği" raskolnikov romanlar - bir hırsızın seceresini sayıp dökmeler" - en şaşalı madame bovery aşk romanları - en popüler hikaye ve öyküler - sır/mır türü cart curtlar - sadece birbirlerini tekrar edip durdular.. Güzel söz sanatları ile insanları belki anlık mutlu ettiler veya beyin kıvrımlarında dolaşıp onları uyuşturdular. Uyuşan ve entellektüel tatmin bulduğunu sanan insanlar da dönüp bilime burun kıvırdılar. Ama "ölümse" "ızdırapları" işte bu ızdırabın çaresi de onlara pembe hülyalar satan edebiyatta değil burun kıvırdıkları bilimdedir. Elbette yararlı yanları da olmuştur. Tabi ki bu fikirlerim kökten bir ret değil. Radikalizme karşıyımdır. Söylemek istediğim ise "okuma gücümüz de maddi-biyolojik sınırlıdır." O yüzden tüm okuma güç ve yeteneğimizi duygusal eserlere ayırıp heba etmeyelim. En azından %50-%50 kardeş payı yaparak okuyalım:)) Bakın bilim okursak bunlardan haberimiz oluyor ve ölüm ızdırabımız da otomatik azalıyor haberimiz olunca:)) Hiç bir edebi eser beni aşağıda ki link kadar "ölüm ızdırabından kurtaramadı":)) Dünyanın en LİRİK ölümsüzlük şiirini sunuyorum aşağıda ki linkte:)) "Rusya 2045 Sosyal Hareketi ve Ölümsüzlük Şirketi" !!! Sevgiler.

Bülent Erbilen 6 yıl

Dünyanın en cezbedici öyküsünden-romanından-hikayesinden kısa bir özet: "Hareketin manifestosunda, günümüzde insanlığın evrimi devam ettirmek için gerekli olan rehberlikten tamamen yoksun olduğu, halihazırdaki teknoloji ne ölçüde ilerlemiş olursa olsun bedenlerimize hapsolduğumuz müddetçe hastalıklar ve ölümden kurtulamayacağımız, bu nedenle teknolojik ilerlemenin yepyeni bir hayat formunu netice verecek şekilde yönlendirilmesi için yeni bir ideolojik paradigmaya ihtiyaç olduğu, bunun da bizi insanın artık sadece çevresini değil bizatihi kendisini de yeniden inşa edeceği bir bilimsel ve teknolojik devrime götüreceğinden bahsediliyor. Bunun yolu olarak da yapay bir insan bedeni prototipinin inşa edilmesi gösteriliyor. Bu şekilde her şey kökten değişmiş olacak. Bu beden sadece biyolojik bedeni ikame etmeyecek, ondan daha da mükemmel olacak, gerekirse yüksek sıcaklık ve basınca, radyasyona dayanacak, oksijene ve gıdaya ihtiyaç duymayacak, hatta nöral arayüzlerle bir kişi birçok bedeni aynı anda kontrol edebilecek vs. Vs. Ve bu mekanik bir bedenin inşasının ötesinde insanlığı entelektüel, ahlaki, fiziksel, zihni ve spiritüel gelişimine yön verecek yeni bir teknoloji, değerler ve dünya görüşü sistemi ortaya çıkaracak."

Bülent Erbilen 6 yıl